« Önceki |

18/8/2009

Belki yada neyse...

Dondum dolandim hic rahat bir kose bulamadim kendime (yine)...

EN guzeli protesto ve tartisma kosesiydi belki de?

Kendinden herkesten herseyden bikmis usanmis bir sekilde en iyisi protesto etmek ya da boyle kendinle didisirken tartismaya daha bir uygundu sanki? Bir kose olsaydi iste kuytu bir kose, iddiasiz, minciklamalardan uzak, benim diyebilecegim ama bir sekilde hic ait olmadigimi hissettigim ve hic sahiplenilmeyen bir yer olsaydi keske. Hani hic alisilmayanindan acitmayanindan sorunsuz olanindan ama ara ara sirtindaki sorunlari kafandaki sorulari ve ruhundaki dalgalanmalari sonlandirmak amaciyla bir kac dakikalik bir soluk ani durma mola yeri olsa hani? Olmaz miydi.

Farzet var oyle bir yer. Her zaman ki sanmalar gibi olsun bu da... 
Inanmanin etegine umut yapisirmis gibi hep sanki? Benimse etegim sokuk...

Su anda ne yapiyorsun bilmiyorum, e muhtemelen ogle yemegini yemektesindir sanirim? Doktora sabah mi gittin acaba? Yoksa yetismek icin ugrasmakta misin simdi? belki de beklemektesin doktoru gormek icin? ya da sohbet ediyorsundur doktor ile. Ne bileyim belki de kizdin birine yolda? ya da gulumsedin? Hayrete dustun mu acaba hic bugun? Yoksa yine hep ayni mi dedin hersey ve herkes icin? Omuzlarin agir geldi mi bugun? Yoksa kus tuyu gibi hafif(lemis)miydin?...
Birdenbire bir dusunce caldi mi seni? Ya da bir duygu estimi icindeki duvarlarda? Sabah ac karnina mi ciktin yola yoksa soooyle guzel bir keyif sofrasi mi kurdun kendine? Yoksa sokagin birinde belki yoldan belki bir firina girip de pogaca ya da simit falan mi aldin, kac bozuk para gecti elinden bugun? Ve sen kac kez dusundun ellerimiz ne kadar kirli diye...
...
Yeterince isitti mi gun seni bugun? yoksa soguk muydu(n ). Hic birilerine gulumsedin mi bugun? Birine sarildin mi ya da sar(il)masina izin verdin mi?...
Birinin sozlerine takildi mi aklin? Yuzunde ki mimiklerde takildin mi? Hic ucan birsey gordun mu bugun? Kaldirimdan kacarcasina ucusan bir naylon posetini seyrettin mi mesela? Ya da bir kagit parcasinin gidisini? Hic renkli bir balon gordun mu? Gravatli adamlara etekli kadinlara ve hizli adimlarina baktin mi hic? Bir apartmanin merdiven dibinde oturan etrafa bakinip duran sakin bir yasli gordun mu hic? Ya da penceresinde bir bekledigi olan bekleyeni gordun mu?
icinde kirilanlara dalmisken hic karsinda hizla gelen bir topu ve ardinda kosan terli bir cocugu gordun mu? Kactin mi hic birseyler kirilirken?...
Kac kat derisi vardi gordugun yaratiklarin bugun? Hic ciplak olanini gordun mu ya da bosver sen hic ciplak kaldin mi bugun? Hic korktun mu? ya da heyecanlandin mi?
Hic agladin mi bugun mesela?...
Otobusun metronun ya da arabanin camina dayadin mi basini hic bugun? yuzunun yanaginin alninin izi cikti mi camda? Hic iz biraktin mi bugun bir yerlerde birilerinde?... Ya sendeki izler? Kimler neler iz birakti bugun de sende?...
Kac kisi düstü bugun gozlerinin onunde? kac kisi alkisliyor kac kisi oynuyordu? 
Sahnen hazirlikli miydi gune? 
Yasam, (bu)gun hic bir sandalye birakti mi sana, seyret, izle diye?...

15/7/2009

Hasret ve Çocukluk

     

    Küçükken en çok neyi sevdiğimi hatırlamaya çalışıyorum.
Bakkalda kocaman bir çukulata vardı,maket.Onu severdim.mesela.Hayallerimin kocaman çukulatasını severdim.Ben küçükken bitmeyen bir fıstıklı dondurma hayal ederdim.
  Sonra sonbahar gelince parktaki yaprakları toplamayı çok severdim.Onları yastık,yatak yapar,üzerinde evcilik oynardım,alt komşunun becerikli, tombul kızı ile..O sararmış yaprakların üzerinde çıtırtılarla uyumayı yada uyuyormuş gibi yapmayı severdim.Ben küçükken sonbarın üzerinde uyuymayı çok severdim.
 Akşamları annemin ufak yatağıma getireceği sütü beklerken havada uçuşan gölgelerle konuşmayı severdim.Onlara 'Sakin olun dostlarım,annem sütü getirecek ve uyuyacağız'derdim.Sıcacık süt bardağı o kadar güzel kokardı ki!Ben uçuşan gölgelerden bile kıskanırdım ama yinede severdim onlarla konuşmayı.
Battaniyem vardı 15yaşımda ayrıldığım,ayrılmak zorunda bırakıldığım.Onunla yatar onunla kalkardım.Oyuncak bebeklerimi bile ona sarmaya kıyamazdım.Kimse dokunamazdı ona kokusu dünyanın en güzel kokusuydu.
   Bakkal amcaya en çok şeker almak için giderdim birini bitirir diğerini yerdim hiç durmadan.
    Masallarıda severdim babamın sesinden.Her masalda kahraman ben olup, şatolara tırmanırdım.Kötü cadıları hiç sevmezdim.'Ben büyüyünce zavallı Rapunzeli kurtaracağım' sözünü vermeyi severdim babama...
    Yüreğimi yokluyorum,küçükken sevdiğim kadar çok sey yok hayatımda.Çocukluğum,yaşayamadığım parçaları ile sanki bir zebani,başımın üzerinde dikiliyor ve şimdinin eksiklerini hatırlatıyor.Mahrem hatıralarda yüzdüğüm o karanlık başlangıç nerede?Ben renkli şekerlerimi,battaniyemi ve uçuşan dostlarımı istiyorum.O çukulataya hiç doyamadım ve hangi yatağa uzansam yerimi yadırgıyorum.
    Çünkü sonbahara uzanmayı özlüyorum.
    Gözyaşlarım gözlerimde
     Kendimi Çok Özlüyorum...

12/7/2009

Gecikmeli Yolculuğum

  'Haketmedim ben bunları' gibi bir isyanda değilim.
 'Lanet olsun 
herşeyin canı cehenneme'  gibi havamda yok.
                     Kırgınım sadece kendime yazımda ona moral vericem.
Hani böyle upuzun bir yol yürürsün, koşarsın hatta başlarda 

                          Yorulmazsın...

    Ayağın taşa takılsa bile kızmazsın gücün vardır çünkü ve o alt tarafı bir taştır.

Yürürsün yürürsün saatine bakarsın.Saatler geçmiş olmasını umarak,kalan yola bakarak hesap yaparak bakarsın ve sadece birkaç dakika geçmiştir o kocaman zamandan.

İlk kez 'Uf' çeker devam edersin.

     O dakikadan itibaren değişir yolculuk. Sıkıntılar başlar yavaş yavaş, 

ölümünü gözler akbabalar tepelerden. Gideceğin yeri düşlersin. Yola çıkarken ne kadarda güzel görünür hayal kutunda ama yoruldukça eleştirirsin.

Yorgunluğundan yada kendi iradenle  yola  devam etmiyormuşsun gibi davransan da nafile yürüdüğün yol bile güler bahanelerine.

Tam o sırada ayağın taşa takılır.'Aman Tanrım' ne inanılmaz bir olaydır.

İşte ilk kez isyan edersin. 

Neden oraya gitmen gerektiği düşer aklına ilk kez...Telefonun çalar.Birileri yolculuktan bahseder ‘biliyorum zorluklarını kolay değil yoruluyorum demek gelir içinden ama sabırla ilerleyeceğini söyler kapatırsın.Bir sigara yakarsın,tiksinirsin ve özlem duygunu aklına getirir kağıda sarılı tütün.Kişisel özlemleri değil ama çok genel.

Çocukluğunu mesela…Babanın elinden tutup koşturduğun günleri.Soru  sormaya korkulmaz o günlerde.Yol kenarında gördüğün her şeyi sorarsın.Baban sabırla açıklama yapar gözlerinin içine,ilerde dünyayı onun tanımlarıyla hatırla diye.

Sana kendinden bir şeyler katmaktır derdi. Yılmadaan uğraşır.Belkide bilir birgün yanında olamayacağını…işte şimdi yalnız yürüdüğün yolda etrafına baktığında onun tanımları gelir aklına kahrolursun yanında olamayışına,elini tutamayışına….

      Bir çınar ağacı gölgesi yada bir kaya bulursun dayanırsın.Kendi dertlerinel boğuşurken bir yandan çınarın hikayesini düşünürsün.

’Beni boşver senin sorunlarını düşleyelim’desede sana çılgınca yalnızlığından bahseder.Yoluna devam etmek istesende daha fazla karamsarlıklarla boğuşman için dallarından birer tutam daha indirip gölge yapar uykuya dalarsın.Telefonlar çalar duymazsın artık duysanda anlamazsın.

   Alt tarafı bir yolculuktur yapman gerekenin belli olduğu zamanın dar.İçten içe gurur duyarsın kendinle acı çekiyorum diye.

Mantıklı olan hırs yapıp yolculuğunu bitirmektir gücün kalmaz.

Bir adım atsan bitecektirAtmazsın..Ben kaldım çınarımın gölgesinde yoluma çıkan taşlarla uğraşırken vaktim doldu gece oldu evime döndüm.

Dönüş çok çabuktu sadece saniyeler sürdü.(Sonuç belgemin açılışına kadar)

Şimdi çekildim plan yaparak çıkacağım yola artık.

Taşlarımı ben seçip koyacağım bu kez üzerine basıp su birintilerinden geçmek için sadece…

Anlatacak hikayerimin olacak bende nasiyat vericem çocuklarıma ben ettim siz etmeyin diye. 

Çınarımın başına gidip zafer türküleri söyleyeceğim gecikmelide olsa.

O orda olur mu bilemem ama  ben bir daha düşüneceğim ve büyüyeceğim….Öss neymiş göstereceğim.Gözler



                             .

                     Bilinmeyene yürümek garipti ..


Hayat belki de Bilinmeyene yürümekten ibaretti 
Bir sonraki Atılıp atılamayacağı bilinmeyen bir adımın 
Götürüp götüremeyeceği 
bilinmeyen bir yolun 
Sonundaki bilinmeyenlerden oluşuyordu herşey 
Ve hiçbirşeyi önceden bilmek mümkün değildi 
Aslında yürütülmekti sonunu bilmeden yürümek 
cesur atılmalıydı adımlar korkuyla umut arasında 
Güneş açar ya da yağmur yağardı. 
Deprem ne zaman nereyi yıkar belli olmazdı 
En iyisi hazırlıklı olmaktı herşeye 
Umudu ve korkuyu elden bırakmadan... 
Kimin ne zaman, nerede, ne kadar olacağı belli olmadan. 
Önemli olan 
bir yerlerde olduğumuz sürece oranın hakkını vermek 
ve geride birşeyler bırakmaktı. 
Bir iş, bir eser ya da bir iyilik, 
Belki de kıyamet son iyilik yapıldıktan sonra kopacaktı...

 


 

 

21/6/2009

Hayat..



Kaybetmeyi öğrendiğim gün vazgeçtim seksek oynamaktan.
Oyuncak bebeklerimin geleceğini düşünmekten…
Hep uyuttum onları bu dünyaya uyanmamalıydılar .
Koştum koştum ama kaçamadım uzaklara nereye gitsem yakındı onlar.
En başlarda ne istedim tam bilmiyorum. Ama öyle açık ve duruydu ki gördüğüm herşey, nereye ve kime baksam beni kendisine inandırıyordu.
Henüz içimde bir başkası yoktu. Zamanla doğdu, Güneşin çivişi işte tam o anda söküldü.
O zaman da vardı kötülük ve şiddetÂ? O zaman da vardı yalan ve sevgisizlikÂ? Ama yavaş dönerdi dünya.
Garip, kutsal bir sessizlik vardı her yerde. Utanırdı kötüler yaptıklarından. Pişmanlık duyulurdu her yalandan sonra. Sanki mecbur kalındığı için sevgisizdi insanlar
ama artık sevgisizlik ele geçirmiş bizi oyuncak etmiş elinde…
Kötümserligin kitabini yazabilirimisin dersen.; kolaydır. bugün yarından daha da kötü olacak derim.
Umutsuzluk, umut etmekten iyidir. umut ediyorsanız, kaybedecek sıralı listeleriniz vardir. Deterjanlar, bulaşık eldivenleri daha sonra gelir hayaller…
Cinayetin ayrıntılarını araştırmak kadar ince bir iştir yaşamak.
  Dünya kendine edilen küfürlerden habersiz döner, o kadar döner ki, içinde olanlar yüzünden midesi bulanır.,
Yaşam geçiyor, yaşlanıyoruz ve halen tükeniyoruz.
Herkesten kaçmayı düşünüyorum şimdi
Sanki görmeyince huzursuzluk bitmeyecek..
Hangisi bitti, kim gitti artık bilmesem de, Gece nöbetleri çökecek tekrar gözlerime..

19/6/2009

Ölümsüzlük...

Kötü anlarımda yanımdaydı ve bir gün patladı, üstüne gelmedim, üstüme gelme!

Hayatımız kısa hikayelerden oluştu, çoğu sahte görüntüydü.. Sahtekar insanlar doğru gibi girer aramıza ve bizi insanlıktan uzaklaştırırlar..

Herkesin kendini düşündüğü bu dünyada her şey ne kadar yapay.. (Hepiniz doğruları arıyorsunuz, size göre doğru ne?Bana göre saçma olanlar için çabalıyorsunuz ve ölüyorsunuz..

Bir kurban belirleyip günah keçisi yapıyorsunuz, Yaptıklarınızın çoğu karanlık, çoğu soyut ve tehlikeli..)

Hikayeme yeniden başladım dediğim anda kendim için yazıyorum, en büyük çaba beğenilme duygusu için harcanandır..her şey zıt olabilecekler kendini kötü hissettiriyor.

Elindekileri kullanmak için tutuşuyorsun ama birileri hep engel.. Düzene girmesi için bekliyorsun, her şey hala zor ve sabrını yitiriyorsun.

Ömrünün geri kalanı umurunda değil ve karanlığa yöneliyorsun.. Renklere elveda derken UMUTlarına ve sevmediğini sandıklarına(sevdiklerine) de veda ediyorsun, daha fazla pişman olamam derken “görmezsem üzülmem” ve her yer karanlık…

Seni kurtarabilecek birini bekliyorsun, diğerleri gibi sende yorgunsun.biri hiç gelmeyecek ve belki bu yüzden umutsuzsun..

Şimdi kendinden kurtulmayı düşünüyorsun, bir anlık panikle her şey biter sanıyorsun, kolay değil!  Derin bir nefes alıp, gözlerini karartıp, sonsuz kurtuluşu düşünüyorsun.

Hayatındaki herkes geliyor aklına, bir şekilde teğet geçmiş olanlar bile, kendine şaşırıyorsun, yapacağını yapıp beklemeye başlıyorsun, ölmüyorsun ama her darbede ruhun ölüyor, bedenin hala katı, gözyaşlarını dökebilecek kadar sağlam..

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı